R O T A M I Z

Bir Kare... Bir Nota...

Perşembe, Mayıs 25, 2006

Chick Corea, “In The Spirit Of Mozart” konseri ile İstanbul’da!


İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Credit Suisse sponsorluğunda, yaşayan en önemli cazcılardan Chick Corea’yı konuk ediyor. Chick Corea, “In the Spirit of Mozart” turnesi kapsamında 4 Temmuz Salı akşamı Aya İrini Müzesi’nde bir konser verecek. İKSD üyeleri, kaçırılmaması gereken bu konserin biletlerini 29-30 Mayıs tarihlerinde öncelikli ve indirimli olarak alabilirler. Genel bilet satışları 31 Mayıs'ta başlıyor.
»»

Dünyanın sayılı yönetmenlerinden Yuri Lyubimov ve Taganka Tiyatrosu Festival’de!
Tiyatro dünyasının maestrosu Lyubimov ve Taganka Tiyatrosu, Euripides’in ünlü tragedyası Medea ile festivalde. Medea, Efes Pilsen sponsorluğunda, 26 Mayıs Cuma saat 20.30’da ve 27 Mayıs Cumartesi saat 15.30’da Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlenebilir. Büyük yönetmen, görülmeye değer bu rejisiyle Uluslararası Atina Tiyatro Festivali’nde “Seyirci Ödülü” aldı.
»»

İstanbul Müzik Festivali biletleri satışta!

Klasik müzik dinleyicilerinin merakla beklediği 34. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali yaklaşıyor. Festival çok özel bir programla 8-24 Haziran tarihleri arasında, kentin 6 farklı köşesinde 1000’i aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak. Bu yıldan itibaren Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen festivalin biletleri satışa çıktı. »»

Genç cazcılar sahne alıyor. Konsere tüm müzikseverleri davet ediyoruz!

Genç Caz konserler dizisine katılacak grupları belirlemek üzere yapılacak değerlendirme konserine katılmaya hak kazanan 8 grup belirlendi. 28 Mayıs Pazar günü Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde ücretsiz ve halka açık olarak yapılacak değerlendirme konserinde seçilecek 4 grup, 9 Temmuz’da Parkorman’da gerçekleşecek Genç Caz konserler dizisinde sahne alacak.
»»

Çarşamba, Mayıs 17, 2006

Şarap nedir?



"Yalnız taze üzüm ve şırasının fermantasyonu ile elde edilen alkollü içkidir".
Bu tarife göre şarap nasıl yapılır? Taze üzümün suyu sıkılır ve bekletilir.
Doğal fermantasyonun sonucunda şarap elde edilir. Yöntem böylesine basit ama
bilinmesi gereken bazı bilgiler, izlenmesi gereken bazı yöntemler var. Bunların
ışığında ve tabii ki çokça edinilen deneyimler sonucunda şarap, hatta "iyi
şarap" yapmak mümkündür.



1. ÜZÜM:



Şarap taze üzümden yapılır ve "iyi şarap iyi üzümden yapılır."

Bu en önemli kural, başlangıç kuralıdır. Üzümden başka meyvaların fermantasyonu
ile elma, vişne vb. bazı meyve şarapları yapılmaktadır. Fakat bu içkilerin
"Şarap" olarak isimlendirilip isimlendirilmeyeceği bile henüz tartışmalıdır.
Ben, yukarıda verdiğim ve TSE. Standardında da yer alan tarife uyarak yalnızca
taze üzümden yapılan içeceğe "şarap" denilmesinin uygun olacağını savunuyorum.




Hangi üzümden iyi şarap yapılacağı konusu profesyonellerin belki de kafa
yordukları en önemli sorudur. Artık bu konuda o kadar yol alınmıştır ki
üreticiler şaraplarını üzüm cinsleriyle adlandırmaktadır. Amatörler ise bu
konuda tad alma duygularının önderliğinde seçimlerini yapacaklardır.



Pazardan rasgele alınan üzümlerle yapılacak şarabın niteliği artık ulu tanrının
lütfuna kalmıştır. Şarap yapmak isteyen kişi en önemli unsur olan üzümün nasıl
üretildiğini, yani bağcılığı tanıması gerekmektedir. Bunun için çeşitli bağlar
gezilmeli,üzüm çeşitleri tanınmalı, üzüm yetiştiricilerle konuşmalı, tanıdıkları
üzüm cinsleriyle yapılmış şaraplar tadılarak literatür bilgileri
pekiştirilmelidir. Bu konuda daha da ileri giderek her amatör şarap üreticisinin
ufak da olsa bir bağ sahibi olması, kendi şaraplık üzümünün yetişmesine emek
vermesi gerektiği kanısındayım. Yurdumuzun birçok üzüm yetiştirmeye uygun
bölgesinde bu olanak mevcuttur.



Şarap yapılacak üzümler gerekli olgunluğa erişmiş, temiz diri, canlı olmalıdır.
Ezilmiş, hırpalanmış, çürümüş üzümlerden şarap yapmaya çalışmak baştan
kabullenilmiş bir yenilgi ile sonuçlanacaktır.





2. ŞARABIN RENGİ:



Kırmızı üzümden her zaman kırmızı şarap yapılmayabilir, beyaz şarap da
yapılabilir. Çünkü üzüm tanelerine rengini veren renk hücreleri üzümün kabuğunda
bulunur. Eğer kırmızı bir üzüm tanesinin kabuklarını soyup sonra suyunu
sıkarsanız, akan şıranın beyaz olduğunu görürsünüz. Dolayısı ile kırmızı şarap
yapmak için üzümün suyunu yani şırasını kırmızı kabuklarla bekletip renk
hücrelerinin şıraya geçmesini sağlamak gerekmektedir. Bu bekletme ne kadar uzun
olursa şarabın rengi o kadar koyu olacaktır. (Tabii üzüm kabuğunda yeterli renk
hücresi var ise.) Böylece açık sarıdan başlayarak pembe ve neredeyse bordoya
kadar renk elde etmek mümkündür. Yapılan araştırmalarda kabukları ile 2 gün
bekletilen şıraya renk hücrelerinin %40’ının, 4 gün bekletilen şıraya %70’inin
geçtiği belirlenmiştir. Hatta şarabın renginin koyulaşması için yani renk
hücrelerinin çoğunun şıraya geçmesini sağlamak amacıyla eskiden beri yapılagelen
bir usul de cibrenin (üzümün kabuklarıyla beraber hali) karıştırılarak
ısıtılmasıdır. Kısa süreli ve fazla buharlaşmaya yol açmadan yapılan bu ısıtma
sırasında çok sayıda boyar madde şıraya geçer.

Çürümüş, küflenmiş, çok sık salkımlarda iyi gelişmemiş taneler de şarap rengini
bozacak faktörlerdir. Böyle taneleri ayıklamak gerekir.



Elbette kabukları ve çekirdekleriyle bekletilen şıraya sadece renk hücreleri
geçmez, başta tanen olmak üzere üzümün kabuğunda, çekirdeğinde, saplarında
bulunan azotlu maddeler, fosfat asidi gibi bir çok madde de geçer. Bu yüzden
kırmızı şaraplar daha tanenli, asitli dolgun, gövdeli olurlar. Ezildikten sonra
kabuklarından ve çekirdeklerinden ayrılarak fermantasyona bırakılan şıradan elde
edilen beyaz şaraplar daha hafif, ince, meyva aromaları daha güçlü olurlar.

Şarap kalitesinin tahmin edilebilmesi için, üzüm tanesinde çekirdek arttıkça
üzümde şeker miktarının azaldığını ve asiditenin arttığını göz önünde
bulundurmakta yarar vardır.





3. EZME, SIKMA



Şarap yapmak üzere toplanmış üzümler en kısa zamanda ezilerek fermantasyon
kaplarına konulmalıdır. Bunun için mümkünse işlem bağın uygun bir yerinde
yapılmalıdır. Buna imkan bulunamazsa üzümler, bu iş için yapılmış üzüm taşıma
kasalarında şarap yapılacak yere nakledilir. Bu da özenli bir şekilde
yapılmalıdır, araba bagajında ve mevsim gereği genellikle aşırı sıcakta
saatlerce yol gelmiş üzümler için ancak iyi bir sirke yapma olasılığından söz
edilebilir.

Ezme işlemi üzümün şırasını çıkartmak için yapılır. Profesyoneller büyük
hidrolik preslerde hemen hemen hiç su bırakmamacasına sıkım yapmaktadırlar Ev
çapında bir imalat için elle sıkma yapılabilir veya daha geleneksel olarak
ayakla çiğneme yoluyla ezme işlemi mümkündür. Elbette hijyen kurallarına uymak
koşuluyla. Sıkım işlemi küçük el presleriyle de yapılabilir ama burada dikkat
edilmesi gereken kural, üzümün veya şırasının presin demir, alüminyum veya bakır
gibi metal aksamı ile temas etmemesidir. Bu tür metaller her zaman şarapta kötü
tadlar bırakma tehlikesini taşımaktadırlar. Yalnızca inox-paslanmaz malzemeler
böyle bir tehlike taşımazlar.



Sıkım sırasında dikkat edilmesi gereken başka bir önemli nokta çekirdeklerin
parçalanmamasıdır. Çünkü üzüm çekirdekleri Tanen ve azotlu maddeler yanında
oldukça yüksek oranda yağ (%13-20) taşırlar Kırmızı şarapların yapımı sırasında
çekirdeklerde bulunan tanen, azotlu maddeler ve fosfat asidi gibi maddeler
eriyerek şıraya karışırlar ama yağ gibi şarap kalitesini bozacak maddeler
çekirdek içinde kalırlar. Eğer bu çekirdekler parçalanacak olursa yağlar şıraya
karışır ve şarabı bozar.

Eskiden beri şarap yapan Rum ailelerinde gördüğüm bir şekil de kırmızı şarap
imalatında sıkım işleminin ve hatta fermantasyon işleminin üzüm sapları ile
birlikte yapılmasıdır. Ben bunu uygun bulmuyorum, çünkü saplarda bulunan yüksek
oranlı tanen bu yolla şıraya geçmekte ve şarapta fazlaca tanen tadının
hissedilmesine yol açmaktadır. Bu yöntemin diğer bir sakıncası da sapların boyar
maddeleri fazlaca emmesi ve renklenmenin gücünü kaybetmesidir. Benim önerim,
kırmızı ve beyaz üzümlerin tanelerini saplarından ayırdıktan sonra, beyaz
şarapta sıkım işleminden hemen sonra şırayı süzmek yani kabuk ve çekirdeklerden
şırayı ayırmak ve fermantasyon kabına almak, kırmızı şarapta ise ezilmiş şıra ve
kabukları birlikte fermantasyon kabına almak ve uygun bir süre bekledikten sonra
şırayı süzmektir.



Sıkma işlemi aynı cins üzümlerle yapılabileceği gibi farklı (ama birbirleri ile
uyumlu) üzümlerle birlikte de yapılabilir ve birlikte fermantasyona
bırakılabilir. Ama bu deneyim gerektiren bir işlemdir ve şaşırtıcı sonuçlara
ulaştırabilecek bir serüvendir.





4. FERMANTASYON (MAYALANMA, KAYNAMA)



Fermantasyon, üzüm salkımının yapraklarında, kabuklarında, saplarında bulunan ve
ezme, sıkma işlemi sırasında cibreye ve şıraya geçen bakterilerin faaliyeti ile
meydana gelir. Bu faaliyet, şırada bulunan şekerin alkole dönüşmesi ve
karbondioksit (CO²) gazının açığa çıkması sonucunu doğurur. Fermantasyon
sırasında cibre kabarır, fokurdama başlar ve karbondioksit gazı neredeyse gözle
görülebilecek şekilde kabarcıklar halinde çıkar. Gaz çıkışı o kadar kuvvetlidir
ki serbestçe çıkış olanağı bulamazsa içinde bulunduğu kabı patlatabilir.



Fermantasyon kapları ve ortam çok temiz ve kokusuz olmalı, kuvvetli kokular,
küf, rutubet kokuları asla olmamalıdır. Önemli not. Şarap üretiminin hiçbir
aşamasında tıraş losyonu, parfüm gibi kuvvetli kokuları kullanmayın aksi halde
şarabınız sevdiğiniz parfümün kokusunu taşıyabilir.



Fermantasyon kabı olarak en uygun malzeme paslanmaz çeliktir. Bunun yanı sıra
cam damacanalar ve gıda maddeleri muhafazasına uygun polikarbonat gibi
malzemelerden yapılmış damacanalar kullanılabilir. Plastik bidonlar
kullanılmamalıdır.

Ahşap fıçılar bir efsanedir. Ama ben kullanılmaması taraftarıyım. Çünkü iyi
kalitede bir meşeden veya şarabı bozmayacak başka bir ağaçtan yapılmış bir fıçı
temini çok zordur. Ahşap fıçı ne kadar doğru yapılmış olursa olsun sızdırmazlığı
sağlamak da çok zordur içten ve dıştan uygun sızdırmazlık sağlayan malzemelerle
kaplanması zorunludur ve bir fıçıyı üç veya beş kullanımdan sonra ne kadar
temizlerseniz temizleyin artık şarap yapımına uygun değildir. Artık o bir
dekorasyon objesidir.



Başka bir önemli not. Şarabın düşmanı oksijendir, yani havadır. Şarabınızı ne
kadar az hava ile temas ettirirseniz o kadar başarı şansınız artar. Bu yüzden
fermantasyon kaplarında cibrenin veya şıranın hava ile temas yüzeyi az
olmalıdır. Amatör şarap yapımcılarında fermantasyon sırasında ortaya çıkan
karbondioksit gazının şarabı koruduğu düşüncesi hakimdir. Bu kısmen doğrudur.
Karbondioksit gazı fermantasyon kabını doldurur hem havadan ağır olduğu için hem
de gaz çıkışı sürekli olduğu için şıranın hava ile teması kesilmiş olur. Ama
riske girmemek için fermantasyon başlığı veya sifonu kullanılması doğrudur.
Fermantasyon başlığı kabın ağzına takılan ve bükülerek ucu su dolu bir kaba
daldırılan bir borudan ibarettir. Böylelikle CO² basınçla çıktığı için tahliye
olur ama havanın geçmesine (borunun ucu suyun içinde olduğu için) izin vermez.




Marmara ve Ege bölgelerinde bağ bozumu genellikle sıcak havalara denk
gelmektedir. .Bu yüzden de fermantasyon, ister istemez ortam ısısının yüksek
olduğu bir zamanda olacaktır.



İyi bir şarap yapımı için ısının belli bir sınırı aşmaması gerekmektedir.



Fermantasyonun sadece kimyasal bir olay olmayıp biyolojik bir faaliyet olduğu da
unutulmamalıdır. Mayalanmayı sağlayan bakteriler canlıdırlar. Isının aşırı
yükselmesi bu bakterilerin işlerini görmelerini zorlaştırır. Bazı bakterilerin
40 C° de zorlandıkları 70C° de ise tamamen öldükleri bilinmektedir. Ayrıca
ortamda artan alkol miktarı da bakterilerin işini zorlaştırmaktadır. Bu bakımdan
fermantasyon sırasında çok dikkatli olmalıdır.

Mayalanma ısı yaratan bir faaliyettir. Bir molekül şekerin değişiminden iki
molekül etil alkol, iki molekül CO² ve 33 kalori ortaya çıkar. Litresinde 180
gram şeker bulunan şıranın tam fermantasyonu ile ısı yükselişi 15 derecedir.
Eğer ortam 20C° ise ilave 15 C° ile ısı 35C° ye yükselecektir. Tabii pratikte
buharlaşma ve dış ortam ısısının daha düşük olması nedeniyle şıradaki ısı
yükselmesi daha az olur. Ama sınır 35C° olarak bilinmelidir. Eğer şıra bu
noktaya kadar ısınırsa bakterilerin faaliyetlerini durdurması tehlikesi vardır.
Fermantasyonun durmasıyla şekerli kalan şarap, kalan şekerin asit ve laktik
aside dönüşmesiyle bozulur.

Eğer fermantasyon sırasında ısının yükseldiği ve tehlike oluşabileceği tahmin
edilirse pratik bir çözüm olarak fermantasyon kaplarını su emen bir bezle
sarmalamalı ve bu bezi ıslatmalıdır. Böylece bezden buharlaşan su ortamdan ısı
alacak ve şırayı soğutacaktır. Böylece sağlıklı bir fermantasyon
gerçekleşebilir.



Eğer çok sıcak bir mevsimde şarap yapıyorsanız karşılaşacağınız durum genellikle
şöyle olacaktır.

· Mahsul erken olgunlaşacak, üzüm tanelerindeki şeker oranı yüksek olacaktır.


· Asidite zayıf olacaktır.

· Fermantasyonda yüksek ısı ile karşılaşılacak ve önce hızla ilerleyecek
fermantasyon ısı nedeniyle yavaşlayacak ve durma noktasına gelecektir.

· Şarabınız şekerli kalacak ve bir süre sonra bozulma riski taşıyacaktır.



Eğer ısı yükselmesinden dolayı fermantasyon yavaşlamışsa soğutulma ile faaliyet
tekrar başlar. (Profesyoneller bu aşamada maya ilavesi gibi önlemler alırlar ama
bu işlem amatörler için uygun değildir.)

Fermantasyon yavaşlamasının ve hatta durmasının başka nedenleri de vardır. Başta
ortam alkolünün artmasıdır. Alkol miktarı %11-15’e vardığı zaman artık
bakteriler ölür ve fermantasyon durur.

İyi bir fermantasyonun amacı şırada bulunan şekerin tamamının dönüşüme
uğramasıdır. Kalan şeker şarabın bozulmasına yol açar.



Mayalanmayı sağlayan bakteriler küçük canlılardır ve her canlı gibi onların da
havaya gereksinimleri vardır. Eğer havasız kalırlarsa ölürler ve görevlerini
yapamazlar. Eğer diğer koşullarda bir olumsuzluk olmadığı halde fermantasyon
yavaşlarsa cibreyi karıştırarak havalandırmak gerekmektedir. Elbette bu işlem
kısa sürede ve dikkatli yapılmalıdır. Unutulmamalı ki hava ile teması fazla olan
cibre bozulma tehlikesi de taşır.





5. ŞİŞELEME-SAKLAMA



Fermantasyon işlemi tamamen biten ve artık şarap olama yolunda hızla ilerleyen
şarap fermantasyon kabından alınmalı ve çamur adı verilen tortusundan
ayrılmalıdır. (Tortu ile uzun süre kalacak olan şarap bozulma tehlikesi taşır,
en azından hoş olmayan tadlar kazanır.) Fabrikalarda filtrason yöntemi ile
yapılan bu ayırma işlemi amatörler için ince bir boru aracılığı ile sifonlama
ile dipte biriken tortuyu bulandırmadan şişelere aktarma yolu ile yapılabilir.
Tabii bu yöntemle çok berrak bir şarap elde etmek pek mümkün olmayabilir ama
yöntem dikkatli uygulanırsa sonuç amatörler için sevindiricidir.



Saklama kaplarının en uygun olanı şişelerdir. Şişeler çok temiz olmalıdır.
Kuvvetli aromalı sıvıların saklandığı şişeler çok iyi temizlenmediği halde
şarabınız bu kokuları da taşır. Örnek olarak kullanılmış rakı şişelerinin
saklama kabı olarak uygun değildir. Çünkü anason güçlü bir aromadır ve yok
edilmesi çok zordur.

Şarap saklanacak şişelerin hava almayacak şekilde sıkıca kapanması
gerekmektedir. Bunun için en uygun yöntem mantarlamaktır. Amatör şarap
yapımcılarının basit bir mantar presi temin etmeleri gerekmektedir.

Kullanılacak mantarlar ise muhakkak yeni olmalıdır. Kullanılmış bir mantar
tekrar kullanılamaz.

Ağzı sıkı sıkıya mantarlanmış şişeler, güneş ışığından uzak rutubetsiz ve
kokusuz, serin bir ortamda yatık olarak saklanmalıdır ki uzun süre bozulmadan
kalabilsin. Ama ben yine de koleksiyon amacı ile saklanacak birkaç şişe dışında
şarabınızı 1-2 sene içinde tüketmenizi öneririm.



Afiyet olsun.



*Kaynak: Bülent Akgezer, hayyam.com Sohbet
Mahzeni, 23 Ocak 2002





Salı, Mayıs 16, 2006



Elbow

Bazı gruplar kendi müzik türlerine iyi veya kötü zamanlarda dört eller sarılır. Manchester’lı Elbow, bu tür grupların başında yer alıyor. 2001 yılında çıkan ilk albümleri Asleep In The Back’ten bir sonraki çalışmaları Cast Of Thousands’a ve daha sonra, politik olaylar ve medyanın davranışı gibi konuları işleyen 2005 tarihli Leaders Of The Free World albümüne kadar olgunlaştı, ancak bunu özünde çok minimal değişiklikler yaparak gerçekleştirdi. Karizmatik kişiliklerinden dolayı eleştirmenlere göre son 5 yılın en güçlü modern rock gruplarından biri olarak lanse edilen Elbow, 19-20 Mayıs tarihinde, Mavi Müzik sponsorluğunda, Babylon’da sahne alacak.
Kendilerini “solosuz profesyoneller” olarak nitelendiren grubun elemanları -solist Guy Garvey, baterist Richard Jupp, klavyeci Craig Potter, gitarcı Mark Potter, ve basçı Pete Turner- 90’ların başında Bury’deki okullarinda bir araya geldiler. Mezun olduktan sonra Güney’e yol alan ekip Manchester’da kendilerine bir yer edindi. Yerel barlarda çalmaya başlayan grup, bir gelişim evresinden geçtikten sonra 1998 yılında Island ile sözleşme imzaladılar. Bir yıl içinde sözleşmeleri tek taraflı fes edilen grup, hemen EMI ile anlaştı ancak bu birliktelik de pek uzun sürmedi. Manchester’ın bağımsız müzik şirketi Uglyman ile anlaşan ekip, buradan iki tane EP çıkarttı (Newborn ve Any Day Now). EP’lerin yarattığı ilgi karşısında V2 müzik şirketi ile anlaşan ekip, kuruluşlarından tam on yıl sonra, 2001 yılında Mercury Ödülü’ne aday olan Asleep In The Back albümlerini çıkarttı. Modern rock dünyasında, melankolik ve derin şarkı sözleriyle kısa sürede sıyrılan ve farkını hissettiren ekip, kısa bir zaman zarfından “Brit pop” ve” indie rock”ın öncü isimlerinden biri oldu.
2004 yılında Glastonbury’de Pyramid Stage’de Oasis, PJ Harvey, Groove Armada ve Nelly Furtado gibi isimlerle birlikte ana sahneyi paylaşan Elbow’un, herhangi bir radikal yola sapması söz konusu değil. İlgi oklarının getirdiği ün ile bugüne kadar Avrupa’daki pek çok festivalde sahne alan ekip özellikle en son çalışmaları Leaders Of The Free World ile, kalıcı tarzlarını bir marka formatına sokma çabasında. Şu ana kadar kötü bir şey üretmeyen grup her zaman arka planda kalmayı tercih etti, bununla orantısız olarak da çoğu gruptan daha büyüleyici ve dipsiz bir ilham kaynağı oldu. Her zaman kendi toprakları Doves’a kıyasla Elbow, daha sonra oluşmasına rağmen daha sağlam bir hayran kitlesine ulaştı. Elbow’u sevmek için emek harcamak gerekiyor, ancak bu emeğinizin karşılığını fazlasıyla alıyorsunuz, grup müzikleri ile derinden yavaş yavaş içinize siniyor ve üstüne ne dinlerseniz dinleyin etkisi silinmiyor.
Şarkıcı,söz yazarı Guy Garvey, aşina olduğumuz acıklı kırık kalp parçaları, yürümeyen ilişkiler ile dinleyenleri boğmuyor. O, daha çok çevresindeki dünya hakkında alaycı ve iğneleyici parçalar ile oynamayı seviyor. Manchester’dan çıkan grupların kulvarında bir kaplumbağa gibi duran Elbow bu ağırlığı ile dinleyeni bir an olsun sıkmıyor, aksine dinlemesi haz veren bir müzik sunuyor. Dinlemesi bir buçuk saate yakın süren Leaders Of The Free World albümü bir önceki albümün bıraktığı noktadan devam ediyor. Guy Garvey’in tipik kısık vokalleri, gittikçe artan enstrüman melodilerine öncülük ediyor. Tamamen kendi kontrolleri altında, Manchester ve Los Angeles’da kaydedilen albüm, dış etkenlerden arınmış bir çalışma. Albümden çıkan ilk 45’lik Forget Myself, cesur yapısı, geniş nakaratları ile dinleyenin anında aklına işliyor. Guy Garvey’nin binlerce hayranı tarafından ilgiyle izlenen vokal tekniği ve benzersiz şarkı sözleri ile tıka basa dolu olan Leaders Of The Free World albümü bir şaheser değil, ancak Manchester’dan şu ana kadar çıkan en olgun çalışma.
On dört yıldan beri birlikte olan ekip, Britanya’nın Aristokratik Rock grubu olma yolunda sağlam adımlarla ilerliyor. Ve en önemli şey bu konuda aceleleri yok. Ancak biz onları dinleme için acele ediyoruz.

Pazar, Mayıs 14, 2006

Shlomo Mintz (Keman - Viyola)
Piyano: Adrienne Krausz

Program:
W. A. Mozart: Sonat, K. 378
W. A. Mozart: Sonat, K. 526
Ara
D. Şostakoviç: Viyola Sonatı

SHLOMO MINTZ



Tüm dünyada kusursuz müzisyenliği ve farklı stillerdeki başarısı ile tanınan, üstün tekniğe sahip keman virtüozu Shlomo Mintz, dünyanın önde gelen şeflerinin yönettiği seçkin orkestralar eşliğinde konserler ve ünlü solistlerle resitaller, oda müziği konserleri vermektedir. Farklı dönem ve stillerine ait eserlerden oluşan geniş repertuarını pek çok kayıt aracılığıyla hayranlarıyla paylaşan kemancı, aralarında Diapason D’Or, Grand Prix du Disque, Gramophone ve Edison Award (iki kez) gibi pek çok prestijli ödülle mükafatlandırıldı.

1957 Moskova doğumlu sanatçı, doğumundan iki yıl sonra ailesiyle birlikte İsrail’e göç etti ve orada dünyaca ünlü Ilona Feher ile çalıştı. 11 yaşında iken İsrail Filarmoni ile ilk konserini verdi. Bu konserden kısa bir süre sonra, Itzhak Perlman’ın rahatsızlanması nedeniyle onun yerine, Paganini’nin 1 no.lu keman konçertosunu aynı orkestra ile çalmak üzere Zubin Mehta tarafından bir haftalık bir süre verilerek çağırıldı. Carnegie Hall’da ilk konserini verdiğinde 16 yaşındaydı. Bu konser, kendisine Pittsburgh Senfoni Orkestrası’nın eşlik ettiği ve Isaac Stern ve Amerikan-İsrail Kültür Vakfı’nın yardımlarıyla sunulan bir konserdi. Hemen ardından Mintz, New York Julliard School of Music’te Dorothy DeLay ile çalışmalarına başladı. 18 yaşında iken, Shlomo Mintz sanatsal gayretlerine orkestra şefliği rolünü de ekledi ve o dönemden beri Royal Filarmoni Orkestrası (İngiltere), NHK Senfoni Orkestrası (Japonya) ve İsrail Filarmoni Orkestrası gibi dünyaca ünlü birçok orkestrayı yönetti. 1989 ve 1993 yılları arasında, İsrail Oda Orkestrası’nın Müzik Danışmanlığı görevini yürüttü. 1994 yılı Mart ayında, Maastricht Senfoni Orkestrası’nın (Hollanda) Sanat Danışmanı ve Daimi Konuk Şefi oldu. Dört konser sezonu boyunca, orkestrayı bazılarında hem şef hem de solist olarak yönetti.

Shlomo Mintz, Kibbutz Eilon’daki, dünyanın her yerinden gelen genç yetenekli kemancılar için ileri düzeyde bir yaz programı olan ve dünya çapında master class’lar veren Keshet Eilon Uluslararası Keman Master kursunun hem hamisi hem de kurucularından biridir. Moskova’daki Çaykovski Yarışması (1993) ve Brüksel’deki Kraliçe Elisabeth Uluslararası Müzik Yarışması (1993 ve 2001) gibi çeşitli uluslararası yarışmaların jüri üyeliğini yaptı. Ekim 2001’de, Poznan’da (Polonya) Uluslararası Henryk Wieniawski Keman Yarışması jüri heyetinin başkanı oldu. 2002 yılından beri Sion Valais Uluslararası Müzik Festivali’nin Sanat Yönetmeni ve İsviçre’deki Sion Valais Uluslararası Keman Yarışması’nın jüri başkanıdır.

ADRIENNE KRAUSZ



1967 yılında Macaristan’da doğan Krausz piyano çalmaya 9 yaşında iken başladı. 1990 yılında Budapeşte Franz Liszt Akademisi’nden mezun oldu, hocaları György Nador ve György Kurtag idi. Ayrıca Avrupa Konservatuarı’nda Yvonne Lefebure ve Livia Rev ile çalıştı.

Bir odisyonun hemen ardından Sir Georg Solti, Krausz’u Tonhalle Orkestrası ile Bartok'un 3 no. lu konçertosunu çalmak üzere bir Avrupa turnesine çıkardı. Bunu takiben, Brüksel’deki Chimay Vakfı Yarışması’na soktu ve Krausz bu yarışmada jürinin oybirliği kararıyla birincilik ödülünü aldı. Sir Georg Solti için İtalya’da 1997 Ekim’inde ve Londra’da 1998 Şubat’ında yapılan üç tribut konserinde çalan tek piyanist kendisi oldu.

1998 yılında Londra Filarmoni Orkestrası’na Rahmaninof’un 2 no. lu piyano konçertosunu, Filarmonia Orkestrası’na Grieg’in piyano konçertosunu, 1999 yılında Berlin Senfoni’ye Bartok’un 2 no. lu piyano konçertosunu ve 2001 yılında Tokyo Filarmoni Orkestrası’na Bartok’un 3 no. lu piyano konçertosunu yorumlamak üzere davet edildi.

Birçok yarışmada, birincilik ödülü aldı; Cincinatti Uluslarası Piyano Yarışması – ABD ( 1989), Juventus ve Sydney Uluslararası Piano Yarışmaları (1988), Avrupa Yarışması - Frankfurt (1987), Senigallia Yarışması (1985) ve Macar Ulusal Yarışması - Tarhos (1984).

New York’ta Carnegie Hall ve Lincoln Center, Amsterdam’da Concertgebouw, Londra’da Barbican, Münih’te Herkulessaal, Zürih’te Tonhalle, Brüksel’de Palais des Beaux Arts (Güzel Sanatlar Sarayı) ve ayrıca Paris’te Salle Gaveau, Cité de la Musique ve Théatre de la Ville gibi Avrupa ve ABD’nin önemli salonlarında konser verdi.

Oda müziği icracısı olarak, Yuri Bashmet, Boris Pergamenshikov, Keller ve Bartók Yaylı Çalgılar Dörtlüleri ve sık sık birlikte Almanya, İtalya, Fransa, İspanya ve Polonya’da resital turneleri yaptığı Shlomo Mintz ile konser vermektedir. Paris’te yaşamakta olan sanatçı Montpellier, Menton, Monte Carlo, Schwetzingen, Yokohama, Lille, Reims, Cracow, Budapest, Stresa vb. gibi birçok prestijli festivale düzenli olarak katılmakta ve ayrıca kendi ülkesi Macaristan’da Macar Radyo ve Televizyonu için yapmış olduğu çeşitli kayıtlar dışında sık sık resitaller vermektedir.

Shlomo Mintz
20 Mayıs Cumartesi 20:00 / CRR

Garanti Caz Yeşili
THE JOHN PATITUCCI TRIO

Caz dünyasının en önemli bas virtüözlerinden John Patitucci Trio kayıtlarını yeni tamamladığı albümünden şarkılarla Babylon sahnesinde.

New York'lu sanatçı John Patitucci 10 yaşında bas gitar çalmaya başladı. Çok kısa bir süre sonraysa beste yapıyor ve ufak çaplı sahne performansları gerçekleştiriyordu. Üniversite eğitiminden önce piyano ve akustik bas'taki ustalığını pekiştirdi. Kaliforniya Üniversitesi'nde klasik bas eğitiminden sonra, 80'li yıllarda profesyonel müzik hayatına atıldı. Bugüne kadar aralarında BB King, Dizzy Gillespie, Bon Jovi, Stan Getz, Sting ve Astrud Gilberto gibi çok sayıda ünlü ve popüler isimle çalışmalar yaptı. Ayrıca oscar fatihi film müziği kompozitörleri Jerry Goldsmith ve John Williams'la başarılı çalışmalara imza attı.

1985 yılında efsanevi Chick Corea’s Electric ve Acoustic Band'e katıldı. Böylece tüm caz dünyasının büyük ilgisiyle karşılanan Patitucci, Corea'yla birlikte gerçekleştirdiği solo albümleriyle 2 Grammy ödülü kazanırken, 8 defa da aynı ödüle aday gösterildi.

Kendi adını taşıyan ilk albümü Billboard caz listelerinde zirveye yerleşti. 90'lı yıllar John Patitucci için başarıdan başarıya koştuğu ve ödüle doymadığı bir zaman dilimi oldu. Bass Player dergisinin prestijli en iyi caz bas gitaristi ödülünü 1993 ve 1996 yılları arasında tam 4 kez üstüste kazanarak tekrarlanması çok zor bir rekora imzasını atmış oldu.

Patitucci, 1994 yılında, 6 telli elektrik bas gitarı üzerine, "Suono e Oltre" adlı İtalyan oda orkestrasıyla bir beste çalışması yaptı. Aynı eser daha sonra Tokyo The New Japan Philharmonic Orchestra tarafından seslendirildi.

John Patitucci 2000'lerde efsanevi Wayne Shorter, Herbie Hancock ve Michael Brecker'la birlikte şanslı caz izleyicilerini büyüledikleri Amerika turneleri gerçekleştirdi. Patitucci, kendi adını taşıyan kuartetiyle birlikte kayıtlarını tamamladığı ve çok yakında yayınlanacak olan son albümünün promosyon çalışmaları kapsamında sürdürdüğü turne içinde İstanbul'lu caz severlere Babylon sahnesinde bas ustalığını konuşturacak.

John Patitucci sadece bir performans sanatçısı değil aynı zamanda saygıdeğer bir eğitmen olarak The Thelonius Monk Institute of Jazz ve sanat yönetmeni olarak New York'ta The Bass Collective adlı okullarda çalışmalarını sürdürüyor. The John Patitucci Trio adlı orkestrasıyla düzenli olarak turne çalışmalarını sürdüren sanatçı,solo albüm ve sahne çalışmalarına da ara vermeden devam ediyor.

Dj Set: Murat Beşer

John Patitucci - bas
Adam Rogers - gitar
Clarence Lacquese Penn - davul

26 Mayıs Cuma 23:00 - 27 Mayıs Cumartesi 23:00 / Babylon


CARMEN DANS GÖSTERİSİ İLE AŞKIN ŞEHVETİ!!
Dansın Kraliçesi AIDA GOMEZ ve grubu İLK KEZ Türkiye'de!

İspanya'da defalarca Yılın Dansçısı olarak ödüllendirilen İspanya'nın ve Flamenko dansının en büyüğü AIDA GOMEZ ve grubu yepyeni prodüksiyonu "CARMEN" ile 10 Mart Prömiere'inden sonra çıktıkları Dünya turnesi kapsamında, Japonya, Amerika gösterileri sonrası Pasion Turca ve Atlantis Yapım işbirliği ile 28 Mayıs İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosunda!

İspanya'da Jerez kentinde yapılan prömier sonrası "EN SEKSİ CARMEN" ile başlıklara taşınan AIDA GOMEZ, yeni prodüksiyonu ile İstanbul sahnelerini flamenko ateşi ile yakacak!

BIZET'in unutulmaz CARMEN müzikleri ile gösteri için Jose AntoniO Rodriguez tarafından özel bestelenmiş flamenco eserleri dans ve müzik severlere İstanbul'da unutulmaz dakikalar yaşatacak.

Herkesin hikayesini bildigi Carmen gösterisi İspanya'dan gelen Aida Gomez ve Dans Grubu ile çoşkulu,şevhetli ve aşk dolu bir dans şölenine dönüşüyor.

COMPANIA DE AIDA COMEZ - CARMEN
SANAT YÖNETMENİ: AIDA GOMEZ
YÖNETMEN: EMILIO SAGI
KOREOGRAF: AIDA GOMEZ
MÜZİK YÖNETMENİ: JOSE ANTONIO RODRIGUEZ
MÜZİK: BIZET / JOSE ANTONIO RODRIGUEZ
IŞIK TASARIMI: NICOLAS FISTCHEL
KOSTÜM TASARIMI: MIGUEL CRESPI

ROLLER
CARMEN - Aida Gomez
DON JOSE - Jose Huertas
ESCAMILLO - Primitivo Daza
LILLAS PASTIA - Eduardo Carranza
MANUELITA - Montse Vindel
ZUNIGA - Fermin Calvo de Mora

DANS EKİBİ
Rocio Munoz
Sara Martin
Rocio Osuna
Maria Jimenez
Yolanda Barrero
Yolanda Murillo
Sara Nieto
Maria Alonso
Barbara Moreno
Maximiliano Rebman
Juan Carlos Sanchez
Francisco Morgado
David Martin
Carlos Rodriguez
Emilio Serrano

ASİSTANLAR
Montse Vindel
Rocio Munoz

DANS EĞİTMENİ
Pablo Savoye

Biletler Biletix'te

Salı, Mayıs 09, 2006


Guantanamo Yolu

Yarışma programında olduğu Berlin Film Festivali'ndeki gösterimiyle birlikte sinema dünyasında övgü dolu yankılar yaratan ve politik sinemanın son yıllardaki en etkileyici birkaç örneğinden biri sayılan, Michael Winterbottom ve Matt Whitecross'un yönettiği "The Road To Guantanamo", İngiltere'de gösterime girdikten çok kısa bir süre sonra Türk izleyicilerle buluşacak. Gündeme derin bir parmak izi bırakan ve tarihe mal olması kaçınılmaz olan bu vurucu yapım, Guantanamo'da yaşanan insanlık dışı olayları olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriyor ve etkisi ister istemez izleyicinin boğazında bir yumruk gibi düğümleniyor.

Yönetmen : Michael Winterbottom
Senaryo :
Oyuncular : Riz Ahmed, Steven Beckingham, Nancy Crane
Orjinal Adı : The Road To Guantanamo
Türü : Dram
Yılı : 2006
Ülke : İngiltere
Süre : 95 dk
Vizyon Tarihi: 28.04.2006

ÇİN asıllı Alman bir baba ve Macar bir annenin oğlu olarak Almanya'da dünyaya merhaba dedi Ottmar Liebert. 11 yaşında gitar çalmaya, 18 yaşında seyahat etmeye başladı ve yaptığı her yolculuk müziğini biraz daha zenginleştirdi. "Müzik benim için hiçbir zaman bir çalışma ya da kuram olmadı. Daha çok izlenimciyim. Gittiğim yerlerde sesleri dinlerim," diyen Liebert de ilk geldiğinde çok etkilendiği İstanbul'un seslerinin müziğini nasıl etkileyeceğini merak etmişti. 1988 yılından beri grubu Luna Negra ile pek çok albüme ve turneye imza attı Ottmar Liebert. New age kulvarında hızla ilerlerken, flamenkoya getirdiği yeni anlayış ile de adından söz ettirdi. 1992 yılında Carlos Santana'nın "Samba Pa Ti" adlı parçasını da içeren "Solo Para Ti" adlı albümü yalnız new age listelerinde değil pop listelerinde de 1 numaraya yükseldi. Son yıllarda akustik ve elektrik gitarın yanı sıra bilgisayara da müziğinde yer veren Ottmar Liebert son albümü "Opium" ile de büyük ilgi gördü. Opium için, "Eric Sahlin yapımı flamenko gitarımı ve Keith Vizcarra yapımı bir başka midi flamenko gitar daha kullanıyordum. Bundan başka iki elektro gitar ve sesi uda benzeyen bir enstrüman çaldım. Birçok şeyi aynı anda yapmaya çalıştım," diyor Ottmar Liebert.